10 12 2016

Aşk-ı Sani Çıkıyor

Büyük Selçuklu Devleti’nin manevi sultanı Abdülkâdir-i Geylânî’nin hayatının konu alındığı, binlerce okurun merakla beklediği kitap piyasaya çıkıyor. Araştırmacı-yazar Engin Dinç yeni kitabında Büyük Selçuklu Devletinin son dönemlerini, Bağdat’ı, o dönemde yaşamış Bağdat’ın önde gelen ilim adamlarını ve kadiri tarikatının kurucusu olan Abdülkâdir-i Geylânî’nin hayatını konu alıyor. Önceki eserlerinde İslami ilimleri kişisel gelişim gözüyle değerlendiren yazar bu kitabıyla da İslamiyet’e büyük yararı olmuş ilim insanlarının yaşantılarını, dönemin sosyolojik ve kültürel yapısını o günkü dokuyla ele alıyor ve okuyucuyu o döneme bir yolculuğa çıkarıyor. Aşk-ı Sani; “Evinizin Mektep Olmasını İster Misiniz?” Sorusu ile her evi Edebî Mektep haline getirmek isteyen Uyanış Yayınevi’nden çıkacaktır. “Aşk- ı Sani” henüz piyasaya çıkmamasına rağmen Nitelikli Kitaplar ve Okurlar Platformu’nun da seçme eserleri arasına girmeyi başardı. Aşk- ı Sani’nin 2017 Ocak ayında tüm kitabevlerinde satışta olması bekleniyor. Devamı

23 07 2016

Darbe Günlüğüm

İnsana “Bu nasıl bir imandır?” sorusunu sordurtan o muhteşem milletin bir mensubu olarak o hain gecenin göbeğinde kendisini bulmuş bir adamın biraz hüzün, biraz kızgınlık ve en çok da onur duygusu dolu yazısıdır bu… Ankara’dan İstanbul’a doğru saat 16:00’da hareket edeceğim. Daha ilk dakikalardan itibaren eğlenceli bir yolculuk olacağını düşünmeye başlamıştım. Polis, bomba imha ekibi ve sinyal kesici araçla peronlara girmişti. Hayretle olan biteni izliyordum. Şüpheli bir paket fünye ile patlatılacaktı. Beni uğurlamaya gelen nişanlıma “Cam kenarından uzak dur fünye basıncıyla camlar kırılabilir!” dememe kalmadan bir kadının avazıyla irkildik “Ne yapıyorsunuz çantama?” diye bağıran kadının çantasıymış meğer, unutmuş… Şüpheli paket imhası bir anda komedi oyununa döndü, kadın ispatlamaya çalışıyor, polis ikna olmaya çalışıyordu. Tüm bu yaşananlar sadece beş dakika sürdü. Beş dakika gecikmeli olarak İstanbul’a doğru harekete geçtik. Bir numaralı koltukta olmanın güzelliğiyle yolu izleye izleye gidiyordum. Tahminen saat 22:00’da Esenler’de Büyük İstanbul Otogarı’nda olacaktık. Dudullu’daki yolcularımızı bırakıp tekrar Esenler’e doğru hareket ettik bir süre yol gittik köprü girişine yaklaştığımızda garip hareketlilikler olduğunu sezdik, ilk önce trafik kazası olduğunu düşünüyorduk. Bende trafik kazası mı acaba diye internette gezinirken askerin köprüyü kestiğini öğrendim. İlk bilgiler 11 Eylül’de Amerika’da olduğu gibi bir terör saldırısı ihtimaliydi. Köprü ondan kesilmiştir diye düşündü yolcular ama bana garip gelen ise İstanbul’a giriş yönü kapalı fakat çıkış yönü açıktı. Madem saldırı i... Devamı

24 06 2016

İçimizi Boşaltıyorlar

İçimizi Boşaltıyorlar |  görsel 1

Sevgili kalpdaşlarım, sosyal medyayı sürekli takip eden birisiyim. Son günlerde sosyal medyada bazı sayfa ve gruplar kurarak örgütlenen ya da örgütlenmiş gibi görünen kimi kişiler, sadeleştirilmiş din adı altında mukaddes dinimizin içini boşaltma, insanların akıllarını bulandırma çabaları içine düştüğünü görüyorum. Bu kişiler kurdukları sayfalar ile Peygamberi yok, hadisleri yalan, ilmi, fıkhı gereksiz sayarak sadece Kur’an-ı Kerim ile her şeyin tamam olduğundan bahsederek akılları bulandırıyorlar. Evet, Kur’an-ı Kerim eksiksiz, her şeyi içinde bulabileceğimiz derecede tamamlanmış ve Yüce Yaratıcımız Allah-u Teâlâ’nın indirmiş ve iman etmemizi emretmiş olduğu son mukaddes kitabımızdır. Bundan şüphe duymak bizi din çerçevesi dışına iter. Yalnız bir ayrıma da ihtiyacımız var ki Kur’an-ı Kerim’e ne kadar bağlı isek, O mukaddes kitabı bize öğreten Hazreti Muhammed Sallallahû Aleyhi ve Sellem’e de o kadar bağlı olmalıyız. İlmi yok sayan bu kişiler; bilmiyorlar ki Kur’an-ı Kerim tek başına bir ilim kitabıdır. Tüm pozitif bilimleri bünyesinde barındırır… Resulullah Efendimiz Sallallahû Aleyhi ve Sellem’i sevenleri O’na tapınıyor diyerek dinsizlikle suçlayan bu kişilere güzel bir cevap vermenin vacip olduğunu düşünüyorum. Resulullah Efendimiz Sallallahû Aleyhi ve Sellem bize öğretici, öğretmen ve örnektir. Biz Müslümanlar İslamiyetin tam olarak nasıl yaşanılması gerektiğini Hazreti Muhammed Sallallahû Aleyhi ve Sellem’den öğrendik ve O’ndan öğrendiklerimizi tatbik ederek Mukaddes dinimiz İslam’ı bir buçuk asırdır hayatta tutuyoruz ve Yüce Allah Celle Celaluhû da izin verdikçe ayakta tutacağız. Peygamber Efendimiz Sallallahû ... Devamı

28 10 2015

Zabıt katibinden tasavvufi kişisel gelişim kitabı

Zabıt Kâtibi Engin DİNÇ, yıllarca kendi bloğunda yazdığı makalelerini bir araya getirerek ortaya bir tasavvufi kişisel gelişim kitabı çıkardı. İstanbul da Zabıt Kâtibi olarak görev yapan Engin Dinç, mesai saatleri dışındaki zamanını büyük İslam âlimlerinin kitaplarını okumakla geçiriyordu. Okuduğu eserlerde gördü ki asırlar öncesinden kaleme alınmış olan tasavvuf kitaplarında aslında günümüzün sorunlarına değinilmiş. O da bundan hareketle yola çıkarak kişisel gelişim kitaplarına farklı bir bakış açısı getirerek dini ve tasavvufi yöntemlerle kişisel gelişimin sağlanmasını amaçlayan Hiç (AŞK’ın Tarifi) isimli kitabı kaleme aldı. “Bu kitap ile aslında biz kim olduğumuzu yani HEP olan Allah (c.c.) karşısında bir HİÇ olduğumuzu anlıyoruz.” Diyen yazar kitabının devamını getirmekte kararlı. Sadece tasavvuf ile ilgilenmekle kalmayan yazan aynı zamanda bilişim teknolojileri ile yakında ilgili. Dijital Gelecek Hareketi Platformunun da İstanbul temsilcisi olan Engin Dinç tasavvuf hakkındaki sözlerine şöyle devam etti. “Tasavvuf denildiği zaman insanlar bilimden uzak kendini bir odaya kilitleyip hayattan soyutlayan, düşünmeyen, ilim ve irfanla uğraşmayan kişisel akla gelse de öyle değil. Büyük İslam âlimlerinin yazdıklarını okuduğunuz zaman aslında ne kadar köklü bir bilime de sahip olduğumuzu görüyoruz.” Dedi. Engin Dinç, Yakın Plan Yayınları’ndan çıkan Hiç (AŞK’ın Tarifi) isimli kitabını 34. TÜYAP Uluslararası Kitap Fuarı’nda da okurları için imzalayacak.   Kitabın Tanıtım bülteni Siz HİÇ âşık oldunuz mu? O’nun için ağlamak bile sevimlidir. Kalbiniz ağrır, nefesiniz kesilir, düşüp bayılırsınız yine de sevimlidir. Herkes... Devamı

19 05 2015

Hiç - AŞK'ın Tarifi Çıktı!

Hiç - AŞK'ın Tarifi Çıktı! |  görsel 1

Siz HİÇ âşık oldunuz mu? O’nun için ağlamak bile sevimlidir. Kalbiniz ağrır, nefesiniz kesilir, düşüp bayılırsınız yine de sevimlidir. Herkes size böyle yapmamanız gerektiğini, abarttığınızı söyler siz ise; “Az bile!” dersiniz. Düşer yollara ararsınız, yürür dağlara çıkarsınız, çöllerde yanarsınız yine de sevimlidir. Size “Boş ver” derler, “Dünya dönüyor, hayat sürüyor” derler. Siz; “Hayy’dan geldim, Hû’ya gideyim” dersiniz. İşte böyle başlar AŞK… www.hickitap.com Devamı

18 06 2014

Cezada caydırıcılık olmaz

Cezada caydırıcılık olmaz |  görsel 1

Son zamanlarda çocuklara yapılan saldırılar idam cezasını gündeme getirmiştir. Gelin görün ki Avrupa Birliği ile yapılan Temel Haklar Sözleşmesi’nin 2. Maddesi’nde şu ifadelere yer verilir: A- Herkes yaşama hakkına sahiptir. B- AB genelinde kimse idama mahkûm edilemez. İşte bu sözleşme gereği kaldırılan idam cezasının ülkemizde geri gelmesi pek mümkün değildir. İdam cezasını ülkemizde hak eden suçluların olup olmadığı hususta elbet herkes kadar fikir sahibiyim fakat bu makalede bunu konu almıyorum. Dünyada idam cezasını en çok uygulayan ülkeden üçüncü dünya ülkeleri olarak anılan ülkeler ve Asya ülkeleridir. Bu ülkelerin çok büyük bir çoğunluğu da İslami yönetim biçimiyle yönetilen devletlerdir. İleri medeniyete sahip Avrupa (?) ise idam cezasını yasaklamıştır. Her ne kadar yasaklamış desek de uygulandığı haller vardır ki yine bu konumuz dâhilinde değildir. Herkesin dillerine pelesenk ettiği bir söz vardır: “Cezalar caydırıcı olmalıdır?” Bu söz benim detayını çok merak ettiğim bir sözdür. Hep kendime şöyle sorarım: “Hangi ceza nasıl caydırılabilir?” Trafik kurallarına uymayan bir şoföre verilecek para cezası, ehliyetine el konulması ya da trafikten men cezası, arabasını kullanamaması nedeniyle onu daha dikkatli olmaya yöneltebilir. Bu tür suçların çoğu kırmızı ışıktan geçme gibi dikkatsizlik ya da yakalanmam nasılsa gibi kasti ama küçük suçlardır. Pekâlâ ya büyük suçların caydırıcılığı nasıl olacaktır? İdam cezası bulunan bir ülkede; hırsızlık yapmış bir adamın eli şehrin en geniş meydanında halkın katılımıyla kesilerek cezası ifa edilir. Fakat o sırada başka bir yan kesici izleyicilerin arasına girmiş b... Devamı

05 01 2014

Hazreti İdris (a.s.) ve Kavmi

Hazreti İdris (a.s.) asıl adı Ahnuh (Hanuh)’tur. Babasının adı Yerd annesinin adı Berre veya Esvet’tir. Seceresi şöyledir: Hazreti İdris (a.s) - Yerd - Mehlail - Kinan - Enus – Hazreti Sit (a.s) – Hazreti Âdem (a.s). Irk arasında yaşamış olan Yerd, Mehlail, Kinan ve Enus’a peygamberlik verilmesi hakkında bir bilgi bulunmamaktadır. Hazreti Cebrail (a.s.) kendisine 4 defa vahiy getirmiş ve Allah’ın (c.c.) emir ve yasaklarını bildirmiştir. Kendisi de büyük dedesi olan Hazreti Âdem’in (a.s.) diğer oğlu Kabil’in soyundan gelen millet olan Kabiloğulları’na peygamber olarak gönderilmiş ve onları imana davet etmiştir. Bu davetin 105 ile 120 yıl sürdüğü rivayettir. Hazreti Âdem (a.s.) ve Hazreti Havva (a.s.) dünyaya geldikten sonra hayırlı bir evlat dilediler. Bunun üzerine Hazreti Havva (a.s.) Kabil’e (Kayin) hamile kaldı. Çocuk dünyaya geldikten sonra onun varlığını Allah’a (c.c.) ortak koştular. Fakat daha sonra tövbe ettiler ve ikinci çocukları Abil (Evel) dünyaya geldi. Bu durum Kelam-ı Kadim olan Kur’an-ı Kerim de ve Tevrat’da şöyle anlatılmaktadır. “O'dur ki sizi bir tek candan yarattı ve bundan da, gönlü kendisine ısınsın diye eşini inşa etti. Erkek eşini sarıp bürüdü, o da hafif bir yük yüklendi, hamile kaldı. Onu bir müddet taşıdı. Hamileliği ağırlaşınca her ikisi de Rab'leri olan Allah'a yönelip "Eğer bize sağlıklı, kusursuz bir evlat verirsen mutlaka Sana şükreden kullarından oluruz" diye yalvardılar. Fakat Allah kendilerine kusursuz bir çocuk verince, annesi de babası da ölçüyü kaçırıp verdiği çocuk sebebiyle şirke bulaştılar. Tuttular, Allah'a birtakım şerikler yakıştırdılar. Hâlbuki Allah onların yakıştırdıkları her türlü ortaktan mün... Devamı

05 01 2014

Özümüz Doğuda, Yüzümüz Batıda

Kocaman bir ah! Çekerek başlıyorum kelimeleri yazıya dökmeye… Dünyanın en eski ırkı, en büyük devletlerin kurucusu, çağları açıp kapatan bir millet, tüm dünyaya hoşgörüyü, doğruluğu ve adaleti aşılayan bir din sahibiyiz. Oysa buna sahip çıkmak yerine yüzümüzü ne kadar pislik, ne kadar yalan, ne kadar şeytana askerlik eden varsa onlara çeviriyoruz. Doğunun derin tarihi ve mücevherler değerinde ilmini bir kenara bırakarak, zamanında yağmalayarak, kan dökerek ele geçirdikleri eserlerimizi kendi dillerine çevirdikten sonra bizim ilmimizi bize satan batı devletlerine yüzümüzü çevirmiş; her şeyin üstünde onları görür bir haldeyiz! Şimdi biraz kendi tarihimizden biraz da onlardan haberdar olalım. Mesela Avrupa’nın hiç sahip olamadıkları ilim adamlarımızı anlatalım: Abbas Kasım İbn Firnas: 9. Yüzyılda yaşamıştır. Gökbilimci, şair, simyacı, İslam tarihi bilimcisidir. Güneş sistemini ve gezegenlerin hareketleri gösteren Plenatarium adı verilen bir cihaz geliştirmiştir. Cama açı vermeyi başararak gözlüğü icat etmiştir. Taşlardan cam üretmeyi başararak cama ateş ile şekil vermiş ve ilk cam sanayini kurmuştur. En önemli icatı ise Batı'da uçak yapıp uçmayı başaran Wright Kardeşler'den 1023 yıl öncesinde yapılan ilk uçaktır. Kendisi icat ettiği araçla uçmayı başarmıştır.[1] Ebu Musa Câbir bin Hayyan: 9. Yüzyılda yaşamıştır. Batıda “Geber" ya da "Geberus" olarak bilinmektedir. Fen bilimcisi, simyacı, kimyacı, matematikçi, eczacı, gökbilimci, mühendis, coğrafyacı, fizik tedavi uzmanı ve fizikçidir. Eczacılık, Metalürji, Astroloji, Felsefe, Fizik ve Müzik gibi geniş alanda 400 ü aşan eser bıraktığı sö... Devamı

02 12 2013

Aldatma Psikolojisi Hipotezi

Aldatma Psikolojisi Hipotezi |  görsel 1

“A ŞAHIS bir kadındır. B ŞAHIS bir erkektir. C ŞAHIS bir erkektir ve A ŞAHIS'ın eşidir. A ŞAHIS çalıştığı yerde iyi bir maaşa sahiptir ve hatta eşi C ŞAHIS'tan da fazla ücret almaktadır. A ŞAHIS çalıştığı iş yerinde sürekli çocuğundan bahseder, eşi sorulduğunda ise pek fazla bahsetmez, lafı değiştirmeye çalışır, çocuğunun fotoğrafını göstermekten çekinmezken eşi C ŞAHIS'ın fotoğrafını göstermekten çekinir. Arkadaşlarına, boş vakitlerinde C ŞAHIS ile güzel vakitler geçirdiğini, gezdiğini, mutlu olduğunu anlatır. Fakat yan yana hiç fotoğrafı yoktur varsa dahi iş arkadaşları görmemiştir. C ŞAHIS eşi A ŞAHIS’tan yaşça çokça büyüktür. Kendisi bir kadına nasıl davranılması gerektiği konusunda da sıkıntılıdır. Evde kahvehane ağzıyla konuşur, argo kelimeleri sürekli kullanır, eşiyle vakit geçirmek yerine maç izlemeyi tercih eder. Ayrıca kötü davranışlarıyla çocuğuna da kötü örnek olmaktadır. B ŞAHIS, A ŞAHIS ile aynı iş yerinde çalışmaktadır. Sempatik, konuşkan, bolca hobi sahibi bir kişiliktir. İdealist, fikir sahibidir. Aynı zamanda A ŞAHIS ile birçok ortak özelliğe sahiptir. Aynı şeyleri severler, aynı şeylerden hoşnut olmazlar. Disiplinli, evine bağlı birisidir. Entelektüel bir yapısı da vardır. Bolca kitap okur ve okuduklarını paylaşmayı sever ayrıca B ŞAHIS ile A ŞAHIS aynı yaştadırlar, çağdaşlıktan dolayı birbirlerini anlayabilirler. A ŞAHIS onun bu hallerinden etkilenmekte, kendi kendine: “Keşke B ŞAHIS gibi bir eşim olsaydı!“ diyerek hayıflanmaktadır. Eve gidip C ŞAHIS’ının argo konuşmalarını duyup, kötü davranışlarını görünce B ŞAHIS daha fazla ilgisini çekmeye başlar ve eşi C ŞAHIS’ı iş arkadaşı B ŞAHIS ile yavaş yavaş kıyaslamaya başlar. A ŞAHSININ PSİKOL... Devamı

29 11 2013

Engin DİNÇ - İslam Işığını İslam Kılıcı İle Söndürmek

Engin DİNÇ - İslam Işığını İslam Kılıcı İle Söndürmek |  görsel 1

Günümüzde İslam'ı ortadan kaldırmak, köreltmek ve bir inançsızlık dini haline getirmek isteyen cübbeli, sarıklı, kendilerine hoca dedirten kişiler türedi. Bakıldığı zaman son derece takva sahibi, sürekli vaaz eden ve insanları İman çerçevesine sığdırmaya çalışan kişi görüntüsünde olsalar da bu kişilerin asıl amacı içten içe İslam'ı yıpratarak kişilerin inançlarını farklı yerlere yönlendirmektir. Bir Müslüman'ın ilk hedefi ve ilk arzusu Allah'ın (C.C.) rızasıdır ve öyle olmalıdır. Oysa bu kişiler Allah'tan önce Peygambere, Peygamberden önce mezhep imamlarına daha sonra da mezhep imamlarından önce şeyhlere iman etmeye davet eder hale geldiler. Müslümanlar da bu kişilerin giyimlerinden, sözlerinden etkilenerek okumamanın verdiği cahillikle ne derlerse doğru kabul ederek onların peşine gitmeye başladılar. Oysa ki; Hak din İslam'ın mukaddes kitabı Kur'an-ı Kerim "...Oku!"[1] Ayet-i Kerimesi ile başlamaktadır. Biz Müslümanlar okumak yerine, birilerinin bizim için okuyup açıklamasını tercih ettiğimizden dolayı bu imamlara yada imam görüntüsündeki hainlere ihtiyaç duyuyoruz. Oysa Kur'an-ı Kerim bütün insanlığa gönderilmiş ve en cahilin dahi açıkça anlayabileceği bir mukaddestir. Yine dünya üzerinde inançsızlığı bir üstünlük, bir kalite gibi göstermeye çalışıp, inananlar da Allah (C.C.) katında makbul olan bütün dinleri yıpratma çabası içindedirler. Bunlar önce Hıristiyanlığın mukaddes kitabı İncil'i böldüler, Yahudiliğin mukaddes kitabı Tevrad'ın ayetlerini değiştirdiler ve sonra da Hazreti İbrahim'in derlediği Kabala ile büyüler yapmaya başlayarak insanların zihinlerini kontrol altına alm... Devamı

16 11 2013

Engin DİNÇ - Bir Türk Mağlubiyeti

Engin DİNÇ - Bir Türk Mağlubiyeti |  görsel 1

Birilerinin memnun kalması için değil, tüm millet ve Allah (c.c.) memnun kalsın diye yazıyorum bunları… Bir ülkede 15 yıl önce dağda medeniyet dışında yaşayan, askere silah sıkan adamlar bugün konvoylarla, makam araçlarıyla taşınıyorsa barış gelmiş demek değil, dağdaki savaşı kazanmış demektir. Eğer bir savaş bitmişse bir taraf kazanmıştır. Kazananları tebrik ediyorum! Yapacak bir şey yok Anadolu'daki 1000 Yıllık TÜRK iktidarına bir mağlubiyet daha eklensin... Barışı sonuna kadar destekliyorum lakin topraklarımda başka bir milletin bayrağının özgürce dalgalanmasından ve buna kardeşlik adı verilmesinden memnun değilim. Bende haykırıyorum: "Biji Tirk-Kürt birayetî" Lakin ben tek bayrak-çok millet diyenlere kardeş diyebilirim. Onlarca bayrak onlarca millet bir araya gelmesi için devlet değil birlik olması lazımdır. Anadolu ya da Ortadoğu Birliği adında bir birlik kuruldu da biz mi bihaberiz? Bugün Türk-İslam Birliği için kılını kıpırdatmayanlar çıkıp da oy kaybetmemek için bunları yapıyorlar. Nur Cemaati’nin desteğini azaltması üzerine Semerkand’a yanaşmaya başlayan siyasetçiler çok şükür ki Seyyid Hazretleri’nin “Bizler siyaset içinde olmayız. Siyaset için değil Allah (c.c.) rızası için birleşiriz. Biz ancak hayırlısı olması için dua ederiz.” Demesiyle elleri boş dönmüşlerdir. Madem böyle istekler kabul görecek o zaman taleplerimi sunuyorum: - Türk-İslam Birliği Kurulsun. - Büyük İslam Locası Kurulsun. - Ayasofya Camii olarak ibadete açılsın. - Kanunlar yenilensin ve isteyen için İlahi dinler çerçevesinde hangi dine mensup olursa olsun, dinine ve inanç esaslarına göre yargılama yapılsın. - Halifelik tekrar getirilsin ve İslam’ın bir dini lid... Devamı

06 11 2013

Engin DİNÇ - Mezhepsizlik

Engin DİNÇ - Mezhepsizlik |  görsel 1

Lisede bir kıza gizli gizli âşıktım. O kız bana: -Evleneceğim adam biraz esmer olmalı, top sakallı olmalı, bir de kesinlikle Alevi olmalı demişti. İşte o gün Alevi - Sunii diye ayıranlar kimse onlara binlerce kez bela okumuştum. Çünkü evlilik Allah'ın (c.c.) emriydi ve biz O'nun (c.c.) emrine uyup rızasını istemekten çok bir kaç imamın rızasını istiyorduk. Alevi de olsak, Sunii de olsak samimi bir Müslüman değildik! Çocukluk aşkı işte şimdi daha iyi anlıyorum ne kadar da olgun bir çocukmuşum ben ki hala fikirlerim değişmedi... Değişmedi hala aynı fikirlerin sahibiyim ve tahmin ediyorum ki bu fikirler ölene kadar da böyle devam edecek. Biz ne kadar da samimiyetsiz insanlarız! Her yaptığımız iş sözde Allah’ın (c.c.) rızasına nail olmak için değil mi? Yalancılıktan da korkmuyoruz! Allah’ın (c.c.) rızasının nasıl kazanılabileceği Kelam-ı Kadim olan mukaddes kitabımız Kur’an-ı Kerim de açıkça anlatılmışken biz bize yol gösterdiğine inandığımız bizi belli kalıplar içine sokarak yüzümüzü Allah’a (c.c.) değil de paraya, şöhrete, nama-şana çevirenlerin peşine düşmüşüz. Bidat ehli olmuşuz da Kur’an ehli olmayı unutmuşuz. Allah’ı (c.c.) sevmek için illa da bir kalıba girmek gerektiğine, bir imamın gösterdiği usuller ile ibadetin şart olduğuna inanmışız. Şimdi soruyorum ki biz Allah’a (c.c.) ve O’nun birliğine mi inandık yoksa mezhep imamlarının bizlere şöyle yapın, böyle yapın demesiyle oluşturdukları mezheplere mi inandık? Daha derin bir soru soracak olursak biz Allah’a (c.c.) mı iman ettik, ”Bize yol gösteriyorlar” dediğimiz imamlara mı iman ettik? Bir kimsenin nasıl inanması gerektiğine, nasıl iman etmesi gerektiğine karışmak istediğimden değil lakin bir kitlenin, bir grubun birleşerek başk... Devamı

22 10 2013

Engin DİNÇ - Miracım Namaz

Engin DİNÇ - Miracım Namaz |  görsel 1

Hep denir ya namaz Müminlerin miracıdır diye. Ne kadar da doğru bir söz değil midir? Namaz en önemli ibadetlerimizden bir tanesidir biz her ne kadar onu önemsemesek de… Hasan-ı Basrî’den (r.a.) rivayet edilen bir hadis-i şerif de Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyuruyor: “Beş vakit namaz, sizden birinizin evinin önünde akan, suyu bol olan ve onda beş vakit yıkandığı bir nehre benzer. Böyle bir kimsenin üzerinde kirden eser kalır mı?”[1] Bu hadis-i şerifte açıkça anlatılmış ki namaz bizim hem ruhumuzu temizliyor hem de bedenimizi… Namazdan evvel aldığımız abdest bizim bedenimizi temizlerken, namaz ile de ruhumuzu arındırıyoruz. Namazı kılarken de tadil-i erkân ile kılmak ve namazı tam anlamıyla namaz yapan bütün inceliklere dikkat etmeliyiz. Râfî bin Hâlid’ten (r.a.) rivayet edilen bir hadis-i şerif şöyledir: “Bir gün Resûlullah’ın (s.a.v.) etrafında halka kurmuş oturuyorduk. Bu sırada bir adam mescide girdi. Kıbleye yöneldi ve namaz kıldı. Namazını bitirince gelip Resûlullah’a (s.a.v.) ve orada bulunanlara selam verdi. Resûlullah (s.a.v.) o kimsenin selamını aldı ve: -Dön tekrar namaz kıl, sen namaz kılmış olmadın, buyurdular. O adam döndü tekrar aynı şekilde namaz kıldı. Sonra gelip Peygamber’e (s.a.v.) selam verdi. Peygamber (s.a.v.) onun selamını aldı ve: - Geri dön namazını tekrar kıl; çünkü senin namazın olmadı, buyurdular. O kişi bu durumu üç sefer tekrar etti ve dedi ki: -Çok gayret ettim, ama namazdaki kusurumun ve eksikliğin ne olduğunu anlayamadım. Bunun üzerine Resûlullah (s.a.v.)şöyle buyurdu: -Allah Teâlâ’nın emrettiği şekilde abdest almayan kimsenin namazı tamam olmaz. Bunun için, namaz kılmak isteyen kimse önce yüzün... Devamı

17 10 2013

Büyük İslam Locası

Büyük İslam Locası |  görsel 1

Büyük İslam Locası; Maddi bir varlığa sahip olmayan, herhangi bir dernek, kurum yada kuruluş olarak faaliyet göstermeyen bir fikir akımıdır. Bu akımın temelinde Allah-u Teâlâ’nın emirleri ve Hazreti Muhammed Salllahu Aleyhi Ve Sellem’in sünneti ışığında Hazreti Ömer Radıyallahu Anh adaletinde, Hazreti Ali Radıyallau Anh gücünde ve Hazreti Hamza Radıyallahu Anh cesaretinde olabilmek vardır. Büyük İslam Locası; Dünya’ya mukaddes dinimiz İslam’ı en güzel şekilde anlatarak son ve hak din olduğunu kabul ettirmektir. Eski alışılagelmiş fikir akımlarını dikta etmekten ve cahil, hurafeler ışığında varlığını sürdürme çabasında olmuş eski nesillerin yaptığı yanlışları yapmadan, en doğru ve gerçek olanı araştırarak, öğrenerek ve öğreterek Dünya’ya İslam’ı yayma düşüncesidir. Kendisini bir Müslüman olarak kabul eden her birey Kelam-ı Kadim olan mukaddes kitabımız Kur’an-ı Kerim’in ilk ayeti: “Oku seni yaratan Rabbinin adıyla…” (Alâk Suresi/1) en iyi şekilde anlamalı ve kendisine yol gösterici olarak Kur’an-ı Kerim ve Hadis-i Şerif’leri seçmelidir. İslam dini her zaman doğruyu, güzeli emretmiştir. Dinimiz ilime büyük önem vermiştir. Hakiki bir Müslüman olmak; kişinin kendisini geliştirmesiyle, araştırmasıyla, doğru ve gerçeği öğrenerek öğrendiği doğru ve gerçekleri başka insanlarla paylaşmasıyla olacaktır. İslam dininde kim, kavga yoktur.  Müslüman bir kimsenin düşmanı yoktur. Bir kimseye sadece Allah Celle Celaluhu’nun rızasını kazanmak için zarar verici davranışta bulunur. Bu davranışı da yine Allah Celle Celaluhu’nun emrettiği sınırlar çerçevesinde yapar, kimseye şahsi nefret ile saldırmaz. Büyük İslam Locası; Hiç... Devamı

23 09 2013

Engin DİNÇ - Tarihte İlk Halkla İlişkiler

Son yüzyılın en önemi bilimi olarak karşımıza çıkan Halkla İlişkiler konusunda birçok tanım yapılmıştır. Bunun en meşhurlarından bir tanesi Rex Francis HARLOW’un tanımıdır: “Halkla İlişkiler, bir kurum ve kamusu arasında karşılıklı iletişim, kabul ve işbirliğini kurma ve sürdürmeye yardımcı olan kendine özgü yönetim fonksiyonudur: problem ve konu yönetimini içerir; yönetimin bilgilenmesine ve kamuoyuna cevap verilmesine yardım eder; kamu yararına hizmet etmesi için yönetim sorumluluğunu tanımlar ve vurgular; eğilimleri önceden kestirmede erken bir uyarı sistemi gibi hizmet ederek yönetimin yeni gelişmeleri öğrenmesi ve etkili bir biçimde değişimi sağlamasına yardım eder ve temel araçlar olarak güvenilir ve etik iletişim ve araştırmayı kullanır.” HARLOW’un bu tanımının yanı sıra diğer bir Halkla İlişkiler uzmanı Scott CUTLİP’in şu tanımı da önemlidir: “Halkla İlişkiler, bir örgütün başarı ve başarısızlığının kendilerine bağlı olduğu çeşitli kamularla, bu örgüt arasında karşılıklı yarara dayanan ilişkileri kuran ve sürdüren bir yönetim fonksiyonudur.” Bu tanımların çerçevesinde düşünmemiz gereken asıl konu şu ki; Halkla İlişkiler aslında ne zaman ortaya çıkmıştır? Bu konunun resmiyetine bakıldığında profesyonel anlamda Halkla İlişkilerin 1800’lü yıllarda ABD’de ortaya çıkmış olduğu savunulsa da insanlığın var oluşundan bu yana Halkla İlişkilerin de var olduğu kanısındayım. Ülkemizde Halkla İlişkiler; Cumhuriyet’in ilan edilmesiyle başlamış yapılan devrimlerin halkla kabul ettirilmeye çalışılma amacıyla bir propaganda şeklinde olmuştur. Yapılan devrimleri ilk uygulayan yine yapanlar olmuş, şapka devrimi gerçekleştiğinde M.K. ATATÜRK şapka takmış, kılık kıyafet ... Devamı

08 09 2013

Engin DİNÇ - Bir kâmil mürşide varmayınca olmaz

Engin DİNÇ - Bir kâmil mürşide varmayınca olmaz |  görsel 1

Yunus Emre Hazretleri ne güzel de demiş;   Gel ey Derviş, Hakkı bulayım dersen, Bir kâmil mürşide varmayınca olmaz, Resulün cemalini göreyim dersen, Bir kâmil mürşide varmayınca olmaz.   Biz bugün bir kâmil mürşide varmak istiyoruz ama günümüzü mürşitleri artık siyasete bir oyuncak haline ha geldi, ha gelecek durumda… Zaten siyasetle iç içe olan bir kâmil mürşit de beni Allah’ın (c.c.) nuruna ve lütfüne erdirebilecek değildir. Siyasette yalan vardır, gıybet vardır, riya vardır. Allah (c.c.) dünya malı için yalancılık yapanlar için şöyle buyuruyor: “Kalplerinde bir hastalık vardır. Allah da onların hastalıklarını daha da ilerletti. Bu yalancılıkları, bu samimiyetsizlikleri sebebiyle bunlara gayet acı bir ceza vardır.” (Bakara/10) Yalancılığın her türlüsü için Allah (c.c.) katında bir ceza vardır. Siyaset için maddi menfaat için Allah’ın (c.c.) hükümlerini yok sayanlar, ayetleri yalan sayanlara elde ettikleri dünya malı kurtuluş olacak mı sanıyorsunuz? “İnkâr edenler ve ayetlerimizi yalanlayanlara gelince, işte bunlar cehennemliktir. Onlar orada ebedî kalacaklardır.” (Bakara/39) Şimdi siyaset uğruna ayetleri yalan yorumlayan, siyasetçilere destek veren bir mürşit ne kadar kâmil olabilir onu da düşünüp tartmak lazımdır. Allah (c.c.) katında doğruluk, adalet büyük yer tutmakta iken siyasetçi yalan konuşan, siyasetçi verdiği sözü tutmayan yeri geldiğinde siyasetini sürdürmek için adaletsizlik yapandır. Zina yapan, hırsızlık yapan, adam öldüren ne kadar tövbe istiğfar ediyorsa bunun binlerce mislini her gün siyasetçi yapmalıdır. Dürüst ol! Ben de siyaset&... Devamı

08 09 2013

Engin DİNÇ - Bir kâmil mürşide varmayınca olmaz

Engin DİNÇ - Bir kâmil mürşide varmayınca olmaz |  görsel 1

Yunus Emre Hazretleri ne güzel de demiş;   Gel ey Derviş, Hakkı bulayım dersen, Bir kâmil mürşide varmayınca olmaz, Resulün cemalini göreyim dersen, Bir kâmil mürşide varmayınca olmaz.   Biz bugün bir kâmil mürşide varmak istiyoruz ama günümüzü mürşitleri artık siyasete bir oyuncak haline ha geldi, ha gelecek durumda… Zaten siyasetle iç içe olan bir kâmil mürşit de beni Allah’ın (c.c.) nuruna ve lütfüne erdirebilecek değildir. Siyasette yalan vardır, gıybet vardır, riya vardır. Allah (c.c.) dünya malı için yalancılık yapanlar için şöyle buyuruyor: “Kalplerinde bir hastalık vardır. Allah da onların hastalıklarını daha da ilerletti. Bu yalancılıkları, bu samimiyetsizlikleri sebebiyle bunlara gayet acı bir ceza vardır.” (Bakara/10) Yalancılığın her türlüsü için Allah (c.c.) katında bir ceza vardır. Siyaset için maddi menfaat için Allah’ın (c.c.) hükümlerini yok sayanlar, ayetleri yalan sayanlara elde ettikleri dünya malı kurtuluş olacak mı sanıyorsunuz? “İnkâr edenler ve ayetlerimizi yalanlayanlara gelince, işte bunlar cehennemliktir. Onlar orada ebedî kalacaklardır.” (Bakara/39) Şimdi siyaset uğruna ayetleri yalan yorumlayan, siyasetçilere destek veren bir mürşit ne kadar kâmil olabilir onu da düşünüp tartmak lazımdır. Allah (c.c.) katında doğruluk, adalet büyük yer tutmakta iken siyasetçi yalan konuşan, siyasetçi verdiği sözü tutmayan yeri geldiğinde siyasetini sürdürmek için adaletsizlik yapandır. Zina yapan, hırsızlık yapan, adam öldüren ne kadar tövbe istiğfar ediyorsa bunun binlerce mislini her gün siyasetçi yapmalıdır. Dürüst ol! Ben de siyaset&... Devamı

26 08 2013

Engin DİNÇ - İkra

Engin DİNÇ - İkra |  görsel 1

“Yaratan Rabbinin adıyla oku.” (Alak/1) Seni var eden Allah’ın (c.c.) emir ve yasaklarını sana gösterdi, rehber olarak Kur’an-ı Kerim’i indirdi ve hem onu nasıl okuman ve anlaman gerektiğini göstermek için hem de üstün kudretini göstermek için hiç okuma-yazma bilmeyen bir peygamber gönderdi. Evet, hiç okuma-yazma bilmeyen Resulullah (s.a.v.) ilk Ayet-i Kerime’nin kendisine vahyedilmesiyle okumaya başladı. Peki ya sen? Bugün birçok hoca müsvettesi, Darvin teorileriyle, yaradılış hikâyeleri ile insanın nasıl var olduğunu anlatma ve aslında insanları saptırma çabasına girişmişler. Onlar yetmiyormuş gibi birçok kişi de Kur’an-ı Kerim’in varlığından sanki bihabermiş gibi onların dediklerini dinliyor, yollarını tutup cehenneme doğru hızlı adımlarla gidiyorlar. A Kendini bilmez! Sen daha kendini bilmiyorsun bir de Allah’ın (c.c.) varlığı hakkında fikir sahibi olmaya çalışıyorsun. O’nun (c.c.) hikmetini öğrenmek için cahil, kullanılmış, siyaset malzemesi edilmiş birkaç hocanın peşine düşünüyorsun. Onlar sayesinde belki de makam-mevki elde ediyor, kendine çıkar sağlıyorsun. Bu dünyada kazanıyorsun belki ama aslında en çok kaybeden sensin ve bunun farkında değilsin. Allah (c.c.) sen ve senin gibileri için her gün cehennemine biraz daha odun atıyor… A satılmış hoca müsvettesi! Ya sana ne demeli? Kelam-ı Kadim bir elinde küfür ve inkâr diğer elinde insanlara vaaz veriyorsun. Yalan sözlerle onların aklını çeliyorsun, eline Allah’ın (c.c.) kelamını almışsın ama şeytanın hizmetinden de ayrılmıyorsun. Seni dünyanın lüksüyle satın alanlar var ya hani, sana makam-mevki bahşedenler, seni dünyanın en büyüğü yapacaklarını iddia edenler... Onların Firavun’dan n... Devamı

18 08 2012

Engin DİNÇ - Erkekler de Ağlar

  Hep kültürümüze yerleştirilmeye çalışılmış bir savaştır o söz: “Erkekler ağlamaz…” Oysa ağlamak doğum anından itibaren başlar ve hep güzel şeyler için ağlanır. Erkekler ağlamaz: Her gece secde başında ağlayarak Rab’inden af-ı mağfiret dileyen peygamberimiz H.Z. Muhammed(S.A.V.) de erkek değil miydi? Resulullah(S.A.V.) bir gece zevcesi Ümmü Seleme’nin evinde idi. Gece yarısı uykudan kalkıp evin karanlık bir köşesinde dua ve ağlamakla (Allah(C.C.)’a yalvarıp yakarmakla) meşgul oldu. Ümmü Seleme, Resulullah(S.A.V.)’ı yatağında görmeyince kalkıp onu aramaya koyuldu. Bir de baktı ki Resulullah(S.A.V.) evin karanlık bir köşesinde durup ellerini göğe kaldırmış, ağlayarak Allah(C.C.)’a şöyle yalvarıp yakarıyor: “Allah(C.C.)’ım! Bağışladığın nimetleri benden esirgeme. Beni, düşmanların bana gülme vesilesi kılma, kıskançları bana musallat etme.  Allah(C.C.)’ım! Beni kurtardığın kötülük ve çirkinliklere geri çevirme.  Allah(C.C.)’ım! Beni hiçbir zaman ve hiçbir an kendi başıma bırakma; kendin beni her şeyden ve her afetten (beladan) koru.” Ümmü Seleme, Resululla(S.A.V.)’in bu durumunu görünce ağlayarak kendi yerine döndü. Resulullah(S.A.V.) Ümmü Seleme’nin ağlama sesini duyunca, ona doğru gidip ağlamasının sebebini sordu. Ümmü Seleme şöyle dedi: “Ya Resulullah! Senin ağlaman beni ağlattı. Sen neden ağlıyorsun? Siz Allah(C.C.) katında olan onca büyük makam ve yakınlığınıza rağmen Allah(C.C.)’tan böyle korkuyorsunuz, Allah(C.C.)’tan bir an bile sizi kendi başınıza bırakmamasını istiyorsunuz, o halde vay bizim halimize!” Resulullah(S.A.V.) onun sözüne karşılık şöyle buyurdular: ... Devamı

24 07 2012

Engin DİNÇ - Allah(C.C.)'a Dost Olmak

  Günümüzün âlimlerinin çoğu İslamiyet’i yaşamayı başarmaktadır fakat İslami Aşk ve tefviz içinde olduklarını söylemek açıkçası zor. Çünkü bir amaç peşinde koşarak bir kitle etkilemeyi amaçlayarak; cemaat toplamak, devletin ideolojisini değiştirmek ya da devlet kurmayı amaçlamak İslam'ın somut kavramlardan vazgeçip, tüm faniyetten uzaklaşarak bedeni ve varlığı Allah(C.C.) yolunda feda etmeye ters düşmektedir. Oysaki gerçek Müslüman; kendisini ve tüm varlığını(eşi ve ailesi de dâhil) Allah(C.C.)’a adayan, O(C.C.)’nun kazasına razı olup ondan gelecek her şeyi sorgusuz kabul edendir. Bir Müslüman kişi eğer Allah(C.C.) katında yükselmiş bir zat olmak istiyorsa; Allah(C.C.)’a dost ve veli olmak istiyorsa; öncelikle kendisini ilim ve irfanla donatmalıdır. Tüm maddi isteklerden feragat etmeli elini açarak dua ettiğinde içinde maddiyat olan(Para, iş, kariyer, eş, çocuk, lüks, şöhret, mülk v.s.) hiçbir şeyin arzusunda olmamalıdır. Nitekim Allah(C.C.) Şûra Suresi 20. Ayette “Kim âhiret mahsülü isterse, onun ürünlerini fazla fazla artırırız. Kim de sırf dünya menfaati isterse ona da ondan veririz, ama âhirette onun hiç nasibi olmaz.”Demiştir. Mümin yaptığı ve yapacağı her şeyde işini Allah(C.C.)’ın takdirine bırakmalı sonucunda onun için büyük belalar ve ölüm bile olsa buna rızalı olmalıdır. Yine Allah(C.C.)’ın dostluğunu kazanmak isteyen kişi ibadetini tam anlamıyla yerine getirmekle kalmayarak nafile ibadetler yapmalıdır. Nitekim Allah(C.C.) bir Hadis-i Kutsi de: “Kim benim bir dostuma düşmanlık ederse, hiç şüphesiz ben ona harb ilan ederim. Kulum, kendisine farz kıldıklarımdan benim i&ccedi... Devamı

24 10 2011

Terörü Kınıyorum.Com Basın Açıklaması

  Her geçen gün varlık ve bütünlüğümüze zarar vermek amacıyla güvenlik güçlerimize ve vatandaşlarımıza karşı kanlı saldırılarda bulunan bölücü terör örgütünü kınıyoruz. www.terorukiniyorum.com’un kuruluş amacı; verdiğimiz şehitlerin gündemler içinde kaybolmasını engellemek ve milyonların bir yürek haline geldiğini şehit ailelerine, gözü yaşlı şehit analarına, yüreği yanık şehit babalarına göstermektir. "Vatanın varlık ve bütünlüğünü tehdit eden, dış mihrakların kuklası, kölesi, açıkçası KÖPEĞİ olan bölücü terör örgütünü; vatanım adına, milletim adına, namusum ve şerefim adına, dinim ve imanım adına, ALLAH (C.C.) adına KINIYORUM. Hainlere göz açtırmayacağıma, hainlerin kahpece oyunlarına gelmeyeceğime, vatanımı canımdan aziz bilerek şehit olan kardeşlerimi bir ömür unutmadan anacağıma namusum ve şerefim üzerine AND İÇİYORUM." Yeminimizi imzalayarak bölücü terör örgütü ve örgüt destekçileri karşısındaki birlik ve beraberlik duygumuzu; milliyetçiliğimizi gösteriyoruz. Türk milliyeti asırlar öncesine dayanan kökeniyle nice bölücü güçlerle mücadele etmiş ve her mücadelesinden başı dik, göğsü önde; şerefiyle, namusuyla galip çıkmıştır. Asırlık kahramanlıkları destanlaştıran bu millet bugün ülkemiz üzerinde emelleri olan dış mihraklara ve içimizde bulunan hainlere geçit vermeyecektir. Bir bütün olarak tek yumruk halinde olacak, verdiği şehitleri unutmayacak ve yeminin altına imzasını atacaktır. “Dün ki şehidini bu gün unutmayan bir millet istiyorum.”  Engin DİN&Ccedi... Devamı