28 10 2015

Zabıt katibinden tasavvufi kişisel gelişim kitabı

Zabıt Kâtibi Engin DİNÇ, yıllarca kendi bloğunda yazdığı makalelerini bir araya getirerek ortaya bir tasavvufi kişisel gelişim kitabı çıkardı. İstanbul da Zabıt Kâtibi olarak görev yapan Engin Dinç, mesai saatleri dışındaki zamanını büyük İslam âlimlerinin kitaplarını okumakla geçiriyordu. Okuduğu eserlerde gördü ki asırlar öncesinden kaleme alınmış olan tasavvuf kitaplarında aslında günümüzün sorunlarına değinilmiş. O da bundan hareketle yola çıkarak kişisel gelişim kitaplarına farklı bir bakış açısı getirerek dini ve tasavvufi yöntemlerle kişisel gelişimin sağlanmasını amaçlayan Hiç (AŞK’ın Tarifi) isimli kitabı kaleme aldı. “Bu kitap ile aslında biz kim olduğumuzu yani HEP olan Allah (c.c.) karşısında bir HİÇ olduğumuzu anlıyoruz.” Diyen yazar kitabının devamını getirmekte kararlı. Sadece tasavvuf ile ilgilenmekle kalmayan yazan aynı zamanda bilişim teknolojileri ile yakında ilgili. Dijital Gelecek Hareketi Platformunun da İstanbul temsilcisi olan Engin Dinç tasavvuf hakkındaki sözlerine şöyle devam etti. “Tasavvuf denildiği zaman insanlar bilimden uzak kendini bir odaya kilitleyip hayattan soyutlayan, düşünmeyen, ilim ve irfanla uğraşmayan kişisel akla gelse de öyle değil. Büyük İslam âlimlerinin yazdıklarını okuduğunuz zaman aslında ne kadar köklü bir bilime de sahip olduğumuzu görüyoruz.” Dedi. Engin Dinç, Yakın Plan Yayınları’ndan çıkan Hiç (AŞK’ın Tarifi) isimli kitabını 34. TÜYAP Uluslararası Kitap Fuarı’nda da okurları için imzalayacak.   Kitabın Tanıtım bülteni Siz HİÇ âşık oldunuz mu? O’nun için ağlamak bile sevimlidir. Kalbiniz ağrır, nefesiniz kesilir, düşüp bayılırsınız yine de sevimlidir. Herkes... Devamı

05 01 2014

Hazreti İdris (a.s.) ve Kavmi

Hazreti İdris (a.s.) asıl adı Ahnuh (Hanuh)’tur. Babasının adı Yerd annesinin adı Berre veya Esvet’tir. Seceresi şöyledir: Hazreti İdris (a.s) - Yerd - Mehlail - Kinan - Enus – Hazreti Sit (a.s) – Hazreti Âdem (a.s). Irk arasında yaşamış olan Yerd, Mehlail, Kinan ve Enus’a peygamberlik verilmesi hakkında bir bilgi bulunmamaktadır. Hazreti Cebrail (a.s.) kendisine 4 defa vahiy getirmiş ve Allah’ın (c.c.) emir ve yasaklarını bildirmiştir. Kendisi de büyük dedesi olan Hazreti Âdem’in (a.s.) diğer oğlu Kabil’in soyundan gelen millet olan Kabiloğulları’na peygamber olarak gönderilmiş ve onları imana davet etmiştir. Bu davetin 105 ile 120 yıl sürdüğü rivayettir. Hazreti Âdem (a.s.) ve Hazreti Havva (a.s.) dünyaya geldikten sonra hayırlı bir evlat dilediler. Bunun üzerine Hazreti Havva (a.s.) Kabil’e (Kayin) hamile kaldı. Çocuk dünyaya geldikten sonra onun varlığını Allah’a (c.c.) ortak koştular. Fakat daha sonra tövbe ettiler ve ikinci çocukları Abil (Evel) dünyaya geldi. Bu durum Kelam-ı Kadim olan Kur’an-ı Kerim de ve Tevrat’da şöyle anlatılmaktadır. “O'dur ki sizi bir tek candan yarattı ve bundan da, gönlü kendisine ısınsın diye eşini inşa etti. Erkek eşini sarıp bürüdü, o da hafif bir yük yüklendi, hamile kaldı. Onu bir müddet taşıdı. Hamileliği ağırlaşınca her ikisi de Rab'leri olan Allah'a yönelip "Eğer bize sağlıklı, kusursuz bir evlat verirsen mutlaka Sana şükreden kullarından oluruz" diye yalvardılar. Fakat Allah kendilerine kusursuz bir çocuk verince, annesi de babası da ölçüyü kaçırıp verdiği çocuk sebebiyle şirke bulaştılar. Tuttular, Allah'a birtakım şerikler yakıştırdılar. Hâlbuki Allah onların yakıştırdıkları her türlü ortaktan mün... Devamı

05 01 2014

Özümüz Doğuda, Yüzümüz Batıda

Kocaman bir ah! Çekerek başlıyorum kelimeleri yazıya dökmeye… Dünyanın en eski ırkı, en büyük devletlerin kurucusu, çağları açıp kapatan bir millet, tüm dünyaya hoşgörüyü, doğruluğu ve adaleti aşılayan bir din sahibiyiz. Oysa buna sahip çıkmak yerine yüzümüzü ne kadar pislik, ne kadar yalan, ne kadar şeytana askerlik eden varsa onlara çeviriyoruz. Doğunun derin tarihi ve mücevherler değerinde ilmini bir kenara bırakarak, zamanında yağmalayarak, kan dökerek ele geçirdikleri eserlerimizi kendi dillerine çevirdikten sonra bizim ilmimizi bize satan batı devletlerine yüzümüzü çevirmiş; her şeyin üstünde onları görür bir haldeyiz! Şimdi biraz kendi tarihimizden biraz da onlardan haberdar olalım. Mesela Avrupa’nın hiç sahip olamadıkları ilim adamlarımızı anlatalım: Abbas Kasım İbn Firnas: 9. Yüzyılda yaşamıştır. Gökbilimci, şair, simyacı, İslam tarihi bilimcisidir. Güneş sistemini ve gezegenlerin hareketleri gösteren Plenatarium adı verilen bir cihaz geliştirmiştir. Cama açı vermeyi başararak gözlüğü icat etmiştir. Taşlardan cam üretmeyi başararak cama ateş ile şekil vermiş ve ilk cam sanayini kurmuştur. En önemli icatı ise Batı'da uçak yapıp uçmayı başaran Wright Kardeşler'den 1023 yıl öncesinde yapılan ilk uçaktır. Kendisi icat ettiği araçla uçmayı başarmıştır.[1] Ebu Musa Câbir bin Hayyan: 9. Yüzyılda yaşamıştır. Batıda “Geber" ya da "Geberus" olarak bilinmektedir. Fen bilimcisi, simyacı, kimyacı, matematikçi, eczacı, gökbilimci, mühendis, coğrafyacı, fizik tedavi uzmanı ve fizikçidir. Eczacılık, Metalürji, Astroloji, Felsefe, Fizik ve Müzik gibi geniş alanda 400 ü aşan eser bıraktığı sö... Devamı

23 09 2013

Engin DİNÇ - Tarihte İlk Halkla İlişkiler

Son yüzyılın en önemi bilimi olarak karşımıza çıkan Halkla İlişkiler konusunda birçok tanım yapılmıştır. Bunun en meşhurlarından bir tanesi Rex Francis HARLOW’un tanımıdır: “Halkla İlişkiler, bir kurum ve kamusu arasında karşılıklı iletişim, kabul ve işbirliğini kurma ve sürdürmeye yardımcı olan kendine özgü yönetim fonksiyonudur: problem ve konu yönetimini içerir; yönetimin bilgilenmesine ve kamuoyuna cevap verilmesine yardım eder; kamu yararına hizmet etmesi için yönetim sorumluluğunu tanımlar ve vurgular; eğilimleri önceden kestirmede erken bir uyarı sistemi gibi hizmet ederek yönetimin yeni gelişmeleri öğrenmesi ve etkili bir biçimde değişimi sağlamasına yardım eder ve temel araçlar olarak güvenilir ve etik iletişim ve araştırmayı kullanır.” HARLOW’un bu tanımının yanı sıra diğer bir Halkla İlişkiler uzmanı Scott CUTLİP’in şu tanımı da önemlidir: “Halkla İlişkiler, bir örgütün başarı ve başarısızlığının kendilerine bağlı olduğu çeşitli kamularla, bu örgüt arasında karşılıklı yarara dayanan ilişkileri kuran ve sürdüren bir yönetim fonksiyonudur.” Bu tanımların çerçevesinde düşünmemiz gereken asıl konu şu ki; Halkla İlişkiler aslında ne zaman ortaya çıkmıştır? Bu konunun resmiyetine bakıldığında profesyonel anlamda Halkla İlişkilerin 1800’lü yıllarda ABD’de ortaya çıkmış olduğu savunulsa da insanlığın var oluşundan bu yana Halkla İlişkilerin de var olduğu kanısındayım. Ülkemizde Halkla İlişkiler; Cumhuriyet’in ilan edilmesiyle başlamış yapılan devrimlerin halkla kabul ettirilmeye çalışılma amacıyla bir propaganda şeklinde olmuştur. Yapılan devrimleri ilk uygulayan yine yapanlar olmuş, şapka devrimi gerçekleştiğinde M.K. ATATÜRK şapka takmış, kılık kıyafet ... Devamı

18 08 2012

Engin DİNÇ - Erkekler de Ağlar

  Hep kültürümüze yerleştirilmeye çalışılmış bir savaştır o söz: “Erkekler ağlamaz…” Oysa ağlamak doğum anından itibaren başlar ve hep güzel şeyler için ağlanır. Erkekler ağlamaz: Her gece secde başında ağlayarak Rab’inden af-ı mağfiret dileyen peygamberimiz H.Z. Muhammed(S.A.V.) de erkek değil miydi? Resulullah(S.A.V.) bir gece zevcesi Ümmü Seleme’nin evinde idi. Gece yarısı uykudan kalkıp evin karanlık bir köşesinde dua ve ağlamakla (Allah(C.C.)’a yalvarıp yakarmakla) meşgul oldu. Ümmü Seleme, Resulullah(S.A.V.)’ı yatağında görmeyince kalkıp onu aramaya koyuldu. Bir de baktı ki Resulullah(S.A.V.) evin karanlık bir köşesinde durup ellerini göğe kaldırmış, ağlayarak Allah(C.C.)’a şöyle yalvarıp yakarıyor: “Allah(C.C.)’ım! Bağışladığın nimetleri benden esirgeme. Beni, düşmanların bana gülme vesilesi kılma, kıskançları bana musallat etme.  Allah(C.C.)’ım! Beni kurtardığın kötülük ve çirkinliklere geri çevirme.  Allah(C.C.)’ım! Beni hiçbir zaman ve hiçbir an kendi başıma bırakma; kendin beni her şeyden ve her afetten (beladan) koru.” Ümmü Seleme, Resululla(S.A.V.)’in bu durumunu görünce ağlayarak kendi yerine döndü. Resulullah(S.A.V.) Ümmü Seleme’nin ağlama sesini duyunca, ona doğru gidip ağlamasının sebebini sordu. Ümmü Seleme şöyle dedi: “Ya Resulullah! Senin ağlaman beni ağlattı. Sen neden ağlıyorsun? Siz Allah(C.C.) katında olan onca büyük makam ve yakınlığınıza rağmen Allah(C.C.)’tan böyle korkuyorsunuz, Allah(C.C.)’tan bir an bile sizi kendi başınıza bırakmamasını istiyorsunuz, o halde vay bizim halimize!” Resulullah(S.A.V.) onun sözüne karşılık şöyle buyurdular: ... Devamı

24 07 2012

Engin DİNÇ - Allah(C.C.)'a Dost Olmak

  Günümüzün âlimlerinin çoğu İslamiyet’i yaşamayı başarmaktadır fakat İslami Aşk ve tefviz içinde olduklarını söylemek açıkçası zor. Çünkü bir amaç peşinde koşarak bir kitle etkilemeyi amaçlayarak; cemaat toplamak, devletin ideolojisini değiştirmek ya da devlet kurmayı amaçlamak İslam'ın somut kavramlardan vazgeçip, tüm faniyetten uzaklaşarak bedeni ve varlığı Allah(C.C.) yolunda feda etmeye ters düşmektedir. Oysaki gerçek Müslüman; kendisini ve tüm varlığını(eşi ve ailesi de dâhil) Allah(C.C.)’a adayan, O(C.C.)’nun kazasına razı olup ondan gelecek her şeyi sorgusuz kabul edendir. Bir Müslüman kişi eğer Allah(C.C.) katında yükselmiş bir zat olmak istiyorsa; Allah(C.C.)’a dost ve veli olmak istiyorsa; öncelikle kendisini ilim ve irfanla donatmalıdır. Tüm maddi isteklerden feragat etmeli elini açarak dua ettiğinde içinde maddiyat olan(Para, iş, kariyer, eş, çocuk, lüks, şöhret, mülk v.s.) hiçbir şeyin arzusunda olmamalıdır. Nitekim Allah(C.C.) Şûra Suresi 20. Ayette “Kim âhiret mahsülü isterse, onun ürünlerini fazla fazla artırırız. Kim de sırf dünya menfaati isterse ona da ondan veririz, ama âhirette onun hiç nasibi olmaz.”Demiştir. Mümin yaptığı ve yapacağı her şeyde işini Allah(C.C.)’ın takdirine bırakmalı sonucunda onun için büyük belalar ve ölüm bile olsa buna rızalı olmalıdır. Yine Allah(C.C.)’ın dostluğunu kazanmak isteyen kişi ibadetini tam anlamıyla yerine getirmekle kalmayarak nafile ibadetler yapmalıdır. Nitekim Allah(C.C.) bir Hadis-i Kutsi de: “Kim benim bir dostuma düşmanlık ederse, hiç şüphesiz ben ona harb ilan ederim. Kulum, kendisine farz kıldıklarımdan benim i&ccedi... Devamı